Dinlemeyi öğrenme (16. Bölüm)

Okuyacağınız metin Psychodynamic Psychotherapy: A Clinical Manual [Psikodinamik Psikoterapi: Klinik Bir Manuel]’in 16. bölümünün çevirisidir. Tüm bölümler için şuraya bakınız.

Temel kavramlar

Ne dinlediğimize bağlı olarak farklı şekillerde dinleyebiliriz.

Üç dinleme modunu kavramsallaştırabiliriz: 

  1. ambiyant dinleme (ambient listening)
  2. filtreli dinleme (filtered listening
  3. odaklı dinleme (focused listening)

Psikodinamik psikoterapistler olarak, hastaları dinlerken bu dinleme biçimleri arasında akıcı bir şekilde hareket etmeyi öğreniyoruz.

Psikodinamik psikoterapide belirli şeyleri dinlemeyi öğreniriz.

Bir hastayı dinlemek, sesleri (sound) ve suskunlukları (silence) dinlemek demektir.

Kelimeleri dinlerken aynı zamanda bir kişinin sesinin tonunu (tone), perdesini (pitch), yüksekliğini (volume) ve tınısını (timbre) ve bunların nasıl değiştiğini de dinleriz. Bunlar, hastanın duygulanımını (affect) ve bilinçdışı materyalini (unconscious material) anlamamıza yardımcı olabilir.

Dinleme, psikodinamik psikoterapinin üç aşamalı tekniğinin ilk adımıdır.

Hayatımız boyunca bir şeyler dinlemiş olsak da, psikodinamik psikoterapistler olarak hastalarımızı belirli bir biçimde dinleriz. Önce nasıl (how) dinlediğimizi ele alacağız ve sonra özellikle ne (what) dinlediğimizi ve ne için (for) dinlediğimizi düşüneceğiz.

Nasıl dinleriz?

Dinleme homojen bir etkinlik değildir. Ne dinlediğimize bağlı olarak, farklı şekillerde dinleriz. Şu farklı şeyleri nasıl dinlediğinizi düşünün:

  • Ormanlar
  • Bir senfoni orkestrası
  • Sokak sesleri
  • Kafeteryada konuşan insanlar
  • Şiir dinletisi
  • Yabancı dilde konuşan biri
  • Arkadaşınızın sizinle telefondaki konuşması
  • Bilgisayarınızı nasıl kuracağınızla ilgili eğitici bir video

Örnek olarak, şu adresteki “dinleme alıştırması”na tıklayın.

Bir kez dinledikten sonra, yalnızca arka plandaki gürültüye odaklanarak tekrar dinleyin. Kulağa farklı geliyor, değil mi?

Şimdi tekrar dinleyin, sadece kuş seslerini dinleyin. Bu sefer dinlemenize ne olacak? Kuşları duymayı beklerken diğer birçok sesi görmezden geldiğinizi mi düşünüyorsunuz?

Dinleme türleri

Yaptığınız şey farklı şekillerde dinlemektir. Psikodinamik psikoterapide bir hastayı dinlerken birçok yönden dinlemeniz gerekir. Dinleme modlarını şu şekilde kavramsallaştırabiliriz:

  • Ambiyant dinleme: Ambiyant (ambient listening), herhangi bir şeye özellikle kulak vermeden yapılan bir dinleme biçimidir. Seslerin sizi yıkaması gibi bir şeydir -bir ormandaki tüm sesleri duymak, sahile vuran dalgaların sesini dinlemek ya da sokak seslerini fark etmek gibi. Kalabalık bir kokteyl partisine girdiğinizi düşünün -birçok kişi konuşuyordur ama başlangıçta yalnızca genel uğultuyu duyarsınız. Aslında, herhangi bir şeye odaklanmadan dinlemek oldukça zordur. Hastaları dinlerken bu tarz bir dinlemeyi uygulamak için kendimizi eğitmemiz gerekir; çünkü hastanın söylediklerinin tümüne açık kalmamız gerekir. Belirli bir şeye fazla odaklanırsak, hastanın söylediği ya da söylemediği önemli şeyleri kaçırabiliriz. Özellikle eğitim sürecindeki terapistler için bu zordur; çünkü aktarım gibi kavramları öğrenmeye çalışırken, bunları dinlememeye çalışmak çok zordur. Ambiyant dinleme, seansın pek çok anında önemli olabilir; ancak en kritik olduğu an genellikle seansın başlangıcıdır, çünkü o anda seansın hangi temalara evrileceğini henüz bilemeyiz.
  • Filtreli dinleme: Parti analojisine devam edersek, odaya girdikten sonra ortamın genel uğultusunu arka plana atar ve belirli sesleri ayırt etmeye başlarsınız. Belki tanıdığınız birini duyarsınız ya da kulağınıza ilginç gelen bir konuşmanın bir bölümü dikkatinizi çeker. Hastaları dinlerken de benzer bir şey olur. Hasta konuşurken, arka plan materyali arasından bazı unsurlar ön plana çıkmaya başlar -örneğin tekrar eden temalar ya da yoğun duygulanımlar (affect). Filtreli dinlemede, henüz dikkatimizi tamamen belli bir şeye yöneltmemiş olsak da, önemsiz gibi görünen bazı içerikleri elemeye ve daha anlamlı olabilecek temalara yönelmeye başlarız.
  • Odaklı dinleme: Dinlememiz odaklandığında, dikkatimizi özellikle bir şeye yöneltir ve arka plandaki diğer sesleri büyük ölçüde süzeriz. Kokteyl partisinde tanıdığınız bir sesi duyduğunuzda, artık tüm dikkatinizi o kişiye verir ve onunla konuşmaya başlarsınız. Oda hâlâ gürültülüdür, ama artık yalnızca konuştuğunuz kişiyi dinlersiniz. Bu, yalnızca belirli bir şeye kulak verip diğer arka plan gürültüsünü dışarıda bırakarak yapılan dinleme biçimidir. Terapistler olarak bu dinlemeyi, hastanın anlatımında önemli bir tema ya da yoğun bir duygulanım fark ettiğimizde ve diğer içerikleri geçici olarak bir kenara bırakıp ona odaklandığımızda kullanırız.

Seans başında ambiyant dinleme özellikle önemli olsa da, psikoterapi seansı boyunca bir dinleme modundan diğerine akıcı bir şekilde geçebilmek çok önemlidir. Öne çıkan bir temaya veya duygulanıma odaklanırken bile, yeniden ambiyant dinleme için odaktan ayrılmamıza izin vermeliyiz. Görsel anlamda, bu görev film yönetmeninin koltuğunda yakın çekime girip çıkmasına benzer. Büyük resmi alıp sonra ayrıntılara odaklanma, bizi psikodinamik psikoterapi tekniğinin birçok yönüne götürecek bir analojidir.

Ne dinleriz?

Sessizlik

Dinleme üzerine düşündüğümüzde genellikle sesleri dinlemeyi akla getiririz. Oysa dikkatle dinliyorsak, sesin yokluğunu da dinleriz -yani sessizliği (silence). Sesin ne zaman başladığını ve ne zaman sona erdiğini, bu başlangıç ve bitişlerin ritmini ve nasıl değiştiğini dinleriz -an be an, seans seans ve tüm tedavi süreci boyunca. Sessizliği gerçekten dinlemeye başladığında, onun farklı zamanlarda farklı şekilde geldiğini (hissettirdiğini, tınladığını) fark edersin. Sessizlik, huzurlu, kaçamak ya da gergin gelebilir -sessizliği dinlemeye başladığında bu farklılıkları da duymaya başlarsın.

Sözcüklerin ötesi

Elbette sözcükleri dinliyoruz ancak aynı zamanda kişinin sesinin hızını, hacmini, perdesini ve tınısını (belirli renk veya ses kalitesi) ve bunların nasıl değiştiğini de dinliyoruz. Hastanın iletişiminin bu yönleri, bize genellikle hastanın sözlerinin anlamı hakkında kelimelerin kendileri kadar veya daha fazla bilgi verebilir. Bunlar genellikle hastanın duygulanımı, savunmaları ve dirençleri hakkında iyi ipuçlarıdır ve onları kaçırmak, bilinçli ve bilinçdışı düşünce ve duyguları hakkında bizi değerli bilgilerden mahrum eder. Yüz ifadeleri, göz teması veya birinin sandalyede kıpırdanma şekli gibi sözlü olmayan iletişimler de önemlidir.

Örüntüler

Paternleri (örüntü, desen) ve tekrarlanan öğeleri (patterns and repetitive elements) dinleyerek hangi temaların ve duygulanımların baskın olduğunu belirleriz. Aynı şeyi bir seansta veya bir dizi seansta birkaç kez duyarsak, bunun önemli olduğunu varsayarız. Benzer şekilde, dinlememizi engelleyen sözcük, ses ve duygulanım gibi uygunsuzlukları ve dil sürçmelerini (incongruities and slips) dinleriz.

Bir melodiyi dinlemeyi düşünün -bir sonraki notanın ne olabileceği konusunda belirli beklentilerimiz olur ve gelen nota beklediğimizden çok farklı olursa dikkatimizi çeker. Aynısı uygunsuzluklar ve örüntülerdeki kırılmalar için de geçerlidir. Örneğin, bir hasta kulağa korkutucu gelen bir şey hakkında konuşabilir ve daha sonra bunun eğlenceli olduğunu söyleyebilir veya bir hasta bir kişi hakkında konuşuyor olabilir ve sonra aniden başka bir kişi hakkında konuşuyormuş gibi gelebilir. Bu kaymalara (shift) ve uyumsuzluklara (incongruity) ayak uydurmak isteriz.

Dil sürçmesi resmi olarak parapraksis (parapraxis) olarak adlandırılır. Dil sürçmeleri, birisi bir şey söylemek istediğinde ve bunun yerine başka bir şey söylediğinde ortaya çıkar.1

Örnek:

Dün gece telefonda annemle konuşuyordum, pardon! Karım demek istiyordum.

Dil sürçmeleri bilinçdışında bir şeyler olup bittiğine dair iyi ipuçları olabilir.

Değilleme (negation) ve çift olumsuzluklar (double negatives)

Hastaların “hayır” deme biçimlerine dikkatle kulak vermek oldukça öğretici olabilir. Bir hasta, “Sanırım partiye gitmeyeceğim” diyebilirken, bir diğeri, “O partiye gitmeyi aklımdan bile geçirmem -unut gitsin” diyebilir. İkinci ifadenin taşıdığı duygulanım çok daha yoğundur ve bu açıkça hissedilir. Aynı şekilde, fark edilmesi zor “çift olumsuzluk” ifadelerine de kulak verin -örneğin:

Hukuk fakültesine gideceğim.

Hukuk fakültesine gitmeyecek değilim.

[Annemi sevmiyor değilim.]

Her iki cümle de aynı şeyi söylese de, neden ikinci kişi bu şekilde, iki olumsuzlukla olumlu bir ifade kullanır? Bu tür çelişkili dil kullanımlarında anlamlı bir dinamik olabilir.

Edilgen çatı

İnsanlar çoğu zaman, kendi seçimlerinden ve eylemlerinden bilinçdışı düzeyde uzaklaşmak istediklerinde edilgen çatıyı (passive voice) kullanırlar. Aşağıdaki iki ifadeye kulak verin:

Cuma akşamı ilişkimizi nasıl sürdüreceğimize dair kararlar alındı.

Cuma akşamı Suzy’den ayrıldım.

İnanması güç olabilir ama bu iki cümle aynı olayı anlatıyor olabilir. Bir hastanın edilgen çatı kullanımı, o kişinin kişisel faillik hissi (sense of agency) hakkında ipuçları verebilir.

Düğüm noktaları

Bilinçdışını birbirine bağlı noktaları olan dev bir düğüm ağı (nodal network) olarak düşünebiliriz. Bazı noktaların diğer noktalardan daha fazla bağlantısı vardır. Dinlediğimiz zaman her şeyi dinliyoruz ama filtrelemeye ve odaklanmaya başladığımızda düğüm noktaları (nodal points) diyebileceğimiz bilinçdışı merkezleri (unconscious hub) dinliyoruz.2 Bu iyi bağlantılı noktaları hedeflemek mantıklıdır çünkü bunlar bizi keşfedilmemiş bilinçdışı bölgeye götürecek yeni yollara yönlendirebilir. Bu noktalara pek çok gönderme (referans) duyduğumuz için, bu noktaların bilincin yüzeyine yakın olması da muhtemeldir.

Düğüm noktalarını dinleme tekniği aşağıdakileri dinlemeyi içerir:

  • tekrarlanan kelimeler (repeated word)
  • tekrarlanan semboller (repeated symbol)
  • netlik noktaları (point of clarity)

Bunlar genellikle düğüm noktalarının varlığına işaret eder.

Dinlemek için önemli içerik

İşte psikodinamik psikoterapide özellikle dinlediğimiz şeylerden bazıları. Bunların tümü, bu manuelde ele alınacaktır [Linklere tıklayıp ilgili içeriğe ulaşabilirsiniz]:

Hepimiz farklı biçimlerde dinleriz

Bazılarımız yaşamın diğer alanlarında -örneğin müzik, yabancı dil ya da kuş seslerini ayırt etme gibi- dinlemeyi öğrenmişizdir. Kimileri aksanları kolayca fark ederken, kimilerinde mükemmel bir ses algısı vardır; bazı kişiler çevresel seslere daha duyarlıyken, bazıları belirli seslere odaklanma eğilimindedir.
Hastaları dinlemeyi öğrenmenin bir parçası da kendi dinleme tarzımızı anlamaktan geçer. Nasıl dinlediğiniz ve genellikle nelere kulak verdiğiniz üzerine düşünmeye başlayabilirsiniz. Bu, sizi bir hasta dinleyicisi olarak daha iyi tanımanızı sağlar ve geliştirmeniz gereken dinleme becerilerini fark etmenize yardımcı olur.

Hastalarımızı dikkatle dinledikten sonra, duyduklarımızı onların yararına nasıl kullanacağımıza karar vermemiz gerekir. Bu sürece düşünme/düşünsel değerlendirme (reflecting) denir ve bu konu bir sonraki bölümde ele alınacaktır.

Önerilen aktivite

Aşağıdaki iç monoloğu okuyun. Dinlerken arka planda ne duyuyorsunuz?

Bugün buraya geldiğim için gerçekten heyecanlıydım. Terapiye başlamayı dört gözle bekliyordum. Takvimime yazmıştım -hatta etrafını daire içine aldım. Biliyorum, kulağa saçma geliyor -sanki doğum günüm gibi. Ve terapiye başlamakla ilgili bir kitap okudum. Daha önce hiç terapiye gitmedim. Ne yapmalıyım? Ne yapmam gerektiğini bilmek istedim -filmlerde insanlar gerçekten önemli şeylerden bahsediyorlar ya- sanırım annemden bahsedebilirim ama sanki benim konuşacaklarım biraz saçma şeylermiş gibi geliyor -mesela karıma sık sık sinirlenmem- yani, onu seviyorum ama beni deli ediyor. Ama bu çok büyük bir mesele değil -insanların gerçekten çok kötü sorunları oluyor. Belki de benim sorunlarım yeterince önemli değil -yani önemli demek istemedim, daha çok ciddi- öyle bir şey. Ama beni rahatsız ediyorlar… bugün ne kadar vaktimiz var? Neyse -ne diyordum ben? Ailemden bahsetmişken -onlar terapiyi hep zaman kaybı olarak gördüler. Ben öyle düşünmüyorum ama gerçekten de bilmiyorum. Umarım işe yarar. Sizce işe yarar mı?

Şimdi monoloğu bir kez daha okuyun. Bu kez dikkatiniz neye yöneliyor?

Yorum

1. Ambiyant dinleme – Hasta durmaksızın konuşuyor. Genel olarak kaygılı görünüyor. Birçok soru soruyor ve metnin sonlarına doğru konu değişiyor.

2. Filtreli dinleme – Hasta, terapiste yönelttiği sorularla ailesine dair düşünceler arasında gidip geliyor. Eşiyle annesi arasında bir bağlantı kuruyor gibi. Güvensiz ve iyi bir hasta olmaya istekli görünüyor. Terapistin onu saçma bulacağından ve sorunlarını önemsiz göreceğinden endişe ediyor. Bazı kelimeleri dikkat çekici biçimde çocukça -örneğin “saçma” kelimesini birçok kez tekrar ediyor. Doğum gününe yaptığı vurgu da çocukça bir ton taşıyor. Eşiyle, ailesiyle ve tedavinin işe yarayıp yaramayacağıyla ilgili duyguları konusunda çelişkili görünüyor.

    Yorumlar

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir